Ana Sayfa Blog

Bu siteyi neden oluşturdum?

0

Değerli arkadaşım, meslektaşım Süleyman Arat’ın Hürriyet Gazetesi’nde görev yaptığı 31 yıllık süreçte meslek yaşamından kesitler sunduğu “Yokuş Yukarı” adlı kitabı,

General Electric Şirketi’nin Elektrik Üretimi ve Jet Motorları İşletmeleri’nde kırk yıllık bir mühendislik kariyerinden sonra emekli olan ve Amerika’da yaşayan Dr. Özcan Tuncel’in “Amerika’ya İlk Geldiğimde” adlı kitabı,

Eski Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı, Başbakanlık müşaviri, Kamu Etik Kurulu üyesi, üniversite öğretim görevlisi, eski İzmir Defterdarı, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Burhan Özfatura’nın “Yaşadıklarım, Unutmadıklarım, Yazdıklarım” adlı kitabı,

04 Temmuz 2020 Cumartesi günü 96 yaşında yaşama veda eden değerli meslek büyüğümüz Haluk Cansın’ın “Unutmaya Kıyamadıklarım” adlı kitabı beni yazmaya, yazdıklarımı derlemeye ve web sitesinde yayınlamaya özendirdi.

Yemek ve Kültür Dergisi’nden

0

Serhan Yediğ’in Yemek ve Kültür Dergisi’nin 2016 İlkbahar sayısında yayımlanan yazısı

Amatör telsizciliğe ilgi

0

Ülkemizde yaşanan afetler ve afetlerde ortaya çıkan haberleşme sorunları amatör telsizciliğe ilgiyi ve amatör telsizcilik sınavına başvuruları arttırdı. Koronavirüs (Covid-19) küresel salgını nedeniyle elektronik ortamda, çevrim içi yapılacak amatör telsizcilik sınavına başvurular başladı. İl ve ilçelerde randevu sistemiyle gerçekleştirilecek e-sınavın ücreti 115 lira olarak belirlendi.

Gölcük depremi farkındalık yarattı

1999 yılında yaşanan Gölcük merkezli deprem İstanbul, Kocaeli, Sakarya ve Bolu gibi illerimizde çok büyük yıkıma yol açtı, on binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Depremde santral binaları ve baz istasyonları zarar gördü, kablolar koptu, direkler devrildi, o günün teknolojisiyle yapılan iletişim uzun süre kesintiye uğradı. O günlerde yaşananlar, doğal afette iletişimi kesilmeyen telsiz teknolojisinin önemini ortaya koydu. 

Doğal afet ve benzeri durumlarda iletişimin çok önemli bir ihtiyaç olduğu, amatör telsiz haberleşmesinin alternatif haberleşme şekli olarak kullanılabileceği gerçeği görüldü. Amatör telsizcilik bir hobi faaliyeti gibi görünse de, afet haberleşmesinin en önemli unsurlarından biri olduğu anlaşıldı.

Ülkemizde yaşanan afetler, yaşanan haberleşme sorunları amatör telsizciliğe ilgiyi arttırdı. İstanbul’da 26 Eylül 2019 günü yaşanan 5.8 şiddetindeki depremde telefon şebekelerinin çalışamaz hale gelmesi, haberleşmenin uzun süre aksaması amatör telsizciliğin önemini bir kez daha hatırlattı, amatör telsizcilik sınavlarına başvuruları ve katılımı arttırdı.

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) yetkilileri, İstanbul depreminde gerek kamunun, gerekse sivil halkın acil durumlarda haberleşme altyapısının yoğunluktan dolayı zafiyet yaşayacağını tecrübe ettiğini, bu durumun amatör telsizciliğe ilgiyi yoğunlaştırdığını belirtti. İstanbul depremi sonrasında amatör telsizciliğin yararlarının bu konuda farkındalığının artış gösterme eğiliminde olduğunu kaydeden KEGM yetkilileri şu görüşleri dile getirdi:

“Sistemler her ne kadar uyduyu kullanarak daha modern iletişim sağlamayı hedefleseler de kıt kaynak olan frekansların tahsis aralıkları buna belli ölçüde müsaade etmektedir. Bu kapsamda amatör telsizcilik faaliyetleri dünyanın gelişmemiş ülkelerinde daha yoğun iletişim amacıyla kullanılmakla birlikte gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde daha çok hobi ve acil durum haberleşmesi amacı ile kullanıma devam etmektedir. Ülkemizde de Avrupa’ya paralel olarak bu amaçlar doğrultusunda ve deprem bilinciyle yaygınlaşmasının artışım öngörmekteyiz.”

30 Ekim 2020 günü Ege Denizi’nde, İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki depremde 116 kişi yaşamını yitirdi, 1034 kişi de yaralandı. Türkiye Afet Müdahale Planı‘nda destek çözüm ortağı olan Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti’nin (TRAC) önderliğinde amatör telsizciler, Bayraklı’da yıkılan binalarda yapılan arama kurtarma çalışmalarına katılan ekiplere haberleşme desteği verdi. İlgi çeken bu çabalar, bir kez daha dikkatlerin amatör telsizciliğe yönelmesinde etkili oldu.

Nasıl amatör telsizci olunur?

Amatör telsizci olabilmek için Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (KEGM) tarafından açılan sınava katılmak ve başarılı olmak gerekiyor. Amatör telsizcilik sınavı için başvuruda bulunacakların 12 yaşından büyük ve temyiz kudretine sahip olması zorunlu. 

Her yıl genellikle yılda iki kez düzenlenen sınavlar bu yıl koronavirüs (Covid-19) küresel salgını nedeniyle yapılamadı. Amatör telsizci adaylarının merakla beklediği amatör telsizcilik sınavının çevrim içi yapılması kararlaştırıldı. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü arasında E-sınava ilişkin işbirliği protokolü imzalandı.

Amatör telsizcilik e-sınavına başvurular KEGM’nin www.kiyiemniyeti.gov.tr alan adlı web sitesi veya e-Devlet üzerinden elektronik ortamda yapılıyor. 02 Kasım 2020 günü başlayan başvurular, sürekli olarak ve herhangi bir takvime bağlı olmadan yapılabiliyor. Adaylar, 81 ilde istediği anda e-sınav hizmeti alabilecek. 

Adayların sınav başvurusu kabul edildikten sonra en geç 30 gün içinde e-sınav ücretini yatırması gerekiyor. e-sınav ücreti 115 lira olarak belirlendi. Süresi içinde e-sınav ücretini yatırmayan adayların başvuruları iptal edilecek. Sınav tarihi ve sınava giriş koşulları hazırlık çalışmalarının tamamlanmasından sonra duyurulacak.

Amatör telsizcilik sınavları, e-sınav salonu bulunan merkezlerde, e-sınav randevu sisteminde belirlenecek tarih ve saatlerde yapılacak. Adaylar, e-sınava başvurularında bildirdikleri il ya da ilçede katılacak. Amatör telsizcilik e-sınavları, çoktan seçmeli olarak hazırlanacak toplam 50 soru üzerinden, tek oturum halinde uygulanacak. 

Amatör Telsizcilik e-Sınavı Başvuru ve Uygulama Kılavuzu‘na Milli Eğitim Bakanlığı’nın web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Kılavuzda e-sınav başvuru koşulları, işlemleri, ücreti ve ödeme işlemleri, giriş belgesi, sınavın kapsamı, uygulaması, geçersiz sayılacağı durumlar, değerlendirme, itirazlar, sınav sonuçlarının açıklanması konularında açıklayıcı bilgilere yer veriliyor.

Amatör telsizcilik nedir?

Amatör telsizcilik, “hiçbir ticari yayın amacı olmaksızın sadece kişisel amaçla yapılan bir hobi” olarak tanımlanıyor. Amatör telsiz belgesine sahip olanlar, ülkelerindeki ve dünyadaki tüm amatör telsizcilerle haberleşiyor, bu yolla ülkesinin tanıtımına da katkıda bulunuyor.

Amatör telsizciler, HF, VHF ve UHF bantlarında kendilerine ayrılan frekanslarda ses, data gibi farklı haberleşme biçimlerini kullanarak haberleşiyor. Amatör telsizciler, doğal afetler, savaş gibi olağanüstü durumlarda resmi makamlarla işbirliği yaparak haberleşmeyi kolaylaştırıyor.

Amatör telsizci sayısı artıyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden edinilen bilgiye göre, ülkemizde 13 bin 163’ü A sınıfı, 7 bin 454’ü B sınıfı ve 3 bin 99’u C sınıfı olmak üzere toplam 23 bin 716 amatör telsizci bulunuyor. En çok amatör telsizcinin bulunduğu on il İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Kayseri, Çanakkale, Konya, Gaziantep ve Adana olarak sıralanıyor. 

İllere ve belge sınıflarına göre amatör telsizci sayısı

İllerA SınıfıB SınıfıC SınıfıToplam
Adana275152105532
Adıyaman246535
Afyonkarahisar1384660244
Ağrı53412
Amasya51502103
Ankara10955181561769
Antalya28414587516
Artvin65872154
Aydın1928632310
Balıkesir19212340355
Bilecik432669
Bingöl213
Bitlis112
Bolu101569166
Burdur407657173
Bursa518329100947
Çanakkale36313078571
Çankırı2841170
Çorum1691231293
Denizli1819949329
Diyarbakır5135995
Edirne53231187
Elazığ673019116
Erzincan356912116
Erzurum1288210220
Eskişehir17314453370
Gaziantep33916458561
Giresun1036413180
Gümüşhane3461252
Hakkari134
Hatay967622194
Isparta92325129
İçel17011823311
İstanbul299014336735096
İzmir9293991391467
Kars1815235
Kastamonu3018654
Kayseri29321567575
Kırklareli5431792
Kırşehir76316
Kocaeli331204159694
Konya31220746565
Kütahya11011370293
Malatya898033202
Manisa18912987405
Kahramanmaraş31817612506
Mardin313117
Muğla20410949362
Muş5218
Nevşehir2020121161
Niğde2819451
Ordu120727199
Rize4546899
Sakarya277138100515
Samsun24717612435
Siirt8412
Sinop1612230
Sivas150987255
Tekirdağ1346590289
Tokat6821190
Trabzon2221205347
Tunceli11
Şanlıurfa3124156
Uşak59429110
Van74112
Yozgat145120
Zonguldak1307923232
Aksaray78512131
Bayburt22
Karaman3416656
Kırıkkale156526
Batman415
Şırnak11
Bartın973737171
Ardahan336
Iğdır145
Yalova2921656
Karabük11610869293
Kilis63110
Osmaniye12473136333
Düzce859453232
Türkiye toplamı131637454309923716

Kaynak: Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü

Wuhan, güçlü kal kardeşim

0

Geride bıraktığımız yılın son günü Çin’in Wuhan kentinde “2019-nCoV” adı verilen yeni insan koronavirüsü salgını ortaya çıktı. Yeni tip virüsün yol açtığı enfeksiyon, ateş, öksürük, nefes darlığı ve solunum güçlüğü belirtileriyle kendisini gösteriyordu. Hastalık, akut solunum yolu enfeksiyonuna, böbrek yetmezliğine ve hatta ölüme yol açabiliyordu. Ülke içinde birkaç hafta içerisinde hızla yayılan virüse Çin’in dışındaki ülkelerde de rastlanmaya başladı. 

Geçen süre içinde vaka sayısıyla birlikte ölü sayısı da hızla yükseldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (World Health Organization – WHO) 05 Şubat 2020 tarihli raporunda, Çin’in de aralarında bulunduğu 25 ülkede 24 bin 554 onaylanmış vaka görüldüğü belirtildi. Çin’de görülen 24 bin 363 vakadan 3 bin 219’un da durum ciddiydi. Raporda o güne kadar 491 kişinin koronavirüsü nedeniyle yaşamını yitirdiği bilgisine yer verildi. 

Çin dışındaki 24 ülkede (Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Filipinler, Finlandiya, Fransa, Hindistan, İngiltere, ispanya, İsveç, İtalya, Japonya, Kamboçya, Kanada, Kore Cumhuriyeti, Malezya, Nepal, Rusya Federasyonu, Singapur, Sri Lanka, Tayland, Vietnam) 191 onaylanmış vaka bildirildi. Bu vakalardan bir kişinin koronavirüsü nedeniyle yaşamını yitirdiği açıklandı. 

Dünya Sağlık Örgütü’nce yapılan risk değerlendirmesinde, “2019-nCoV” adlı koronavirüs salgını açısından Çin’in çok yüksek düzeyde olduğu belirtilirken, bölgesel ve küresel anlamda riskin de yüksek olduğuna dikkat çekildi. Havayolu şirketleri, Çin’de yaşanan ve tüm dünyaya yayılma eğilimi gösteren koronavirüsü nedeniyle bu ülkeye uçak seferlerini iptal etti, Türk Hava Yolları da Şubat ayı sonuna kadar Çin’e uçuşlarını durdurdu. 

Çin’in Wuhan kentinde bulunan 32’si Türk, altısı Azerbaycan, üçü Gürcistan ve biri Arnavutluk vatandaşı 42 kişi, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uzun menzilli kargo uçağıyla Türkiye’ye getirildi. Wuhan kentinden getirilen yolcular, sağlık personeli ve uçuş personeliyle yardımcı personel Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde karantinaya alındı. 

Çin’de 40 bin 171 vaka, 910 ölüm 

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, 09 Şubat 2020 Pazar akşamına kadar toplam 910 kişinin hastalıktan öldüğünü açıkladı. Ülke düzeyinde 31 bölgede ve Çin’deki Sincan Üretim ve İnşaat Kolordusu’nda 40 bin 171 koronavirüs enfeksiyonu vakası görüldüğü belirtildi. Çin ana karasında Pazar günü 4 bin 8 kuşkulu yeni vaka bildirildiği, virüs bulaşmış 3 bin 281 hastanın iyileştikten sonra hastanelerden taburcu edildiğini duyuruldu. Komisyon, 910 kişinin hastalıktan yaşamını yitirdiğini belirtirken, 399 bin 487 yakın temasın izlendiğini ve aralarında 29 bin 307’sinin tıbbi gözlemden sonra taburcu edildiğini ve 187 bin 518 kişinin hala tıbbi gözlem altında olduğunu bildirdi. 

Çin Xinhua Haber Ajansı’nın haberine göre, Hubei eyaletindeki virüs salgınının merkez üssü durumundaki Wuhan’daki yeni koronavirüs salgınıyla mücadele etmek için 10 gün içinde derme çatma bir hastane inşa edildi. Çin’deki hastanelerden ve tıp üniversitelerinden toplam 1400 sağlık personeli Huoshenshan (Ateş Tanrısı Dağı) adı verilen hastanede görevlendirildi. Wuhan’daki derme çatma hastane hasta almaya başladı. 

Ekonomi ve teknoloji kenti Wuhan 

Yeni nesil koronavirüs salgını ile adını duyuran Wuhan, 8 bin 494 kilometrekarelik bir alana sahip Hubei eyaletinin başkenti. Bol yağış, güneş ışığı ve dört farklı mevsimin yaşandığı, nemli subtropikal muson iklimine sahip Wuhan, 9 milyon 790 bin nüfusuyla Çin’in yedinci en fazla nüfusa sahip kenti. Ülke düzeyinde üç ekonomik ve teknolojik kalkınma bölgesi bulunan Wuhan, yatırımcı çeken bir kent durumunda. 

Wuhan ile İzmir kardeş 

Ülkenin orta kesimindeki tek taşra kenti olan Wuhan, Tianjin ve Xiamen kentleriyle birlikte İzmir’in Çin’deki kardeş kentlerinden biri. Birbirinden 7 bin 727 kilometre uzaklıktaki iki kentin kardeşliğine ilişkin karar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 16 Ekim 2009 tarihli toplantısında alınmıştı. Kardeş kent protokolü karardan 43 ay sonra, 07 Haziran 2013 Cuma günü imzalanmıştı. Protokole dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Wuhan Belediye Başkanı Tang Liangzhi imza koymuştu. 

Protokol imza töreninde konuşan Kocaoğlu, “Wuhan kenti ile kardeş kent olmak bizim için çok büyük onur. Davetimizi kabul ederek kente geldiğiniz için size 4 milyon İzmirli adına ve kendi şahsımda teşekkür ediyorum” demişti. Aziz Kocaoğlu, protokolün imzalanmasından sonra konuk başkana saat kulesinin gümüş maketini sunarken, Tang Liangzhi de kentinin simgesi ile Aziz Kocaoğlu’na resminin yer aldığı, yöresel kağıt sanatlarından özel bir örnek vermişti. 

Ticaret odaları da kardeş 

Wuhan Ticaret Odası da İzmir Ticaret Odası’nın 100 kardeş oda ve kuruluşundan biri, Çin’in Nanjing ve Wuhan ticaret odaları 2009 yılından bu yana İzmir Ticaret Odası (İzTO) ile “kardeş oda”. Pudong, Şangay, Hong Kong ticaret odaları da 2017 yılından bu yana Çin’deki diğer kardeşleri. 

Çin’in Wuhan kentinden 04 Kasım 2009 günü İzmir Ticaret Odası’nı ziyarete gelen heyet İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde ağırlanmıştı. İzTO Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, Üniversiteye, Çin’den öğrenci beklediklerini ve Wuhan’dan bir öğrenciye, üniversitelerinde tam burs verileceğini belirtmişti. Demirtaş, iki kardeş kent arasında gelecek dönemde ticari ve kültürel açıdan daha sıkı ilişkiler geliştirilmesini hedeflediklerini söylemişti. 

İzmir, Wuhan’ın kardeş kentleri arasında yer alıyor, ancak dostluk ve değişim ilişkileri sürdürülen kentler arasında bulunmuyor. 

Wuhan, güçlü kal kardeşim 

Dünyanın dört bir yanında insanlar Wuhan’da yaşananları endişeyle izlerken dualarıyla dayanışma gösteriyor. Koronavirüs salgınının merkez üssü Wuhan kentinde yaşayanlar, apartmanlardan apartmanlara, diğer vatandaşlara, sahada çalışanlara, ön saflarda mücadele veren sağlık personeline, doktorlara cesaret verici sözcüklerle sesleniyor. Wuhanlılar, pencerelerinden “Wuhan ji?yóu”, yani “Wuhan, güçlü kal” diye bağırıyor. Biz de buradan seslenelim: 

“Wuhan, güçlü kal kardeşim…”

Dijital yayıncılığa geçiş

0

1969 yılında, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı bünyesinde geliştirilen dünyanın ilk paket dağıtımı ağı ARPANET, internetin öncülü oldu. 1989 yılında World Wide Web’in (www) ve 1993 yılında ilk internet tarayıcısının oluşturulmasıyla insanların küresel ağa erişimi sağlandı. 

Bütün bu gelişmeler, “dijital bilgi çağı” olarak tanımlanan bir dönemin başlamasına yol açtı. Teknolojinin ve iletişim olanaklarının gelişmesine bağlı olarak yaşamımızın birçok alanında dijitalleşme eğilimleri ortaya çıktı. 

Yayıncılık süreçlerini de etkileyen dijitalleşme süreci, geleneksel yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçiş sürecini başlattı. Web yayıncılığı bağlamında yayıncılıkta dijitalleşme, dijital yayın araçları ve dijital içerik yayınlama ortamlarının hızla gelişmesi sonucunu doğurdu. 

1990’lı yıllarda kitap, gazete ve dergi gibi geleneksel basılı unsurların yerini e-Kitap, e-Gazete, e-Dergi gibi dijital yayınlar almaya başladı. 1993 yılında PDF’in (Portable Document Format) ortaya çıkmasıyla birlikte içinde metin ve görselleri barındıran dijital yayınların içeriği de zenginleşti. 

Baskı hazırlık, basım ve basım sonrası sürecinde artan maliyetler, geleneksel yayıncılıktan dijital yayıncılığa geçişi hızlandırdı. 

Örnekler verelim… 

– 1986 yılında yayımlanmaya başlayan İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden The Independent, 26 Mart 2016 günü son kez basıldı. The Independent, yayınını internet sitesi üzerinden sürdürmeye başladı. 

– Radikal Gazetesi, 1997 yılında başlayan yayın yaşamını 21 Haziran 2014 günü sonlandırdı. 22 Mart 2016 günü Radikal’in internet sürümünün yayınına da son verildi. 

– 1997 yılından başlayarak 20 yıl aralıksız yayımlanan Kazete Kadın Gazetesi, 2017 yılının Ekim ayında basılı yayınına nokta koydu. Kazete, yayınını internet üzerinden sürdürüyor. 

– 1 Mart 2009 günü yayın yaşamına başlayan Habertürk Gazetesi, 1 Temmuz 2018 günü basımını sonlandırdı. Gazete, yalnızca internet üzerinden yayınlanıyor. 

– Yayın yaşamına 7 Şubat 1921 günü başlayan Resmi Gazete, 98 yıllık süren serüvenin ardından basılı yayınına son verdi. 14 Eylül 2018 gazetenin son basılı sayısı yayımlandı ve dijital yayınına başlandı. 

– 2002 yılında yayımlanmaya başlayan Vatan Gazetesi, 1 Kasım 2018 günü basılı yayınına son verdi. Vatan Gazetesi, Milliyet Gazetesi’nin hafta sonu eki olarak verilmeye ve internet üzerinden yayınlanmaya başladı. 

Türkiye’de kullanılan ithal kağıdın tonu, sağlandığı kaynağa göre 800 – 850 dolar arasında değişiyor. Uygulanan dalgalı kur politikası sonucu Dolar / Türk Lirası kurundaki artış, en temel çıktı olan kağıt maliyetlerini de arttırdı. 

Son dönemde, Dolar kurundaki yükselişin ardından kağıt fiyatlarının ikiye katlanması yazılı basını zora soktu. Pek çok gazete eklerini çıkarmamayı kararlaştırdı ve yayınına son verdi. İzmir’de yedi yerel gazete Pazar günü çıkmama karar aldı. Bazı gazeteler kadrosunu küçülttü, sayfa sayısını azalttı, renksiz çıkmaya başladı. 

*** 

Dijital yayınların avantajları 

– Dijital yayınlar, dijital araçlar, bellekler veya bulut teknolojisi ile her yere taşınabilir, istenilen yerde ve zamanda kullanılabilir. 

– Dijital yayınların içeriği görüntü, video, ses ve üç boyutlu nesnelerle zenginleştirilebilir. Daha zengin içerik öğrenmeyi kolaylaştırmaya, farklı okuyucu tiplerine ulaşmaya yardımcı olur. 

– Dijital yayınların üretimi, dağıtımı ve satın alması geleneksel kitaplara göre daha ekonomiktir. 

– Dijital yayınlar yüksek depolama kapasitesine sahiptir. Binlerce sayfalık yazılı, görüntülü ve sesli içeriği bünyesinde barındırabilen dijital yayınlar, basit bir depolama aracında veya e-yayın okuyucuda depolanabilir. 

– Dijital yayınların içindeki bilgiye veya yayının belirli bir sayfasına çok kısa sürede ulaşılabilir ya da yayındaki belirli bir bilgiyi aranabilir. 

– Dijital yayınlar yazdırılabilirdir ve dönüştürülebilirdir. Bu yayınlar herhangi bir yazıcı aracılığıyla yazdırılabilir, çok kısa sürede geleneksel yayınlar gibi kullanılabilir. 

– Dijital yayınlar kalıcıdır, fiziksel bozulmalara karşı korunaklıdır. Dijital hak yönetimine (Digital Rights Management – DRM) bağlı olmayan içerikler kolaylıkla paylaşılabilir. 

– Dijital yayınların içerikleri güncellenebilir, düzeltilebilir ve bu değişiklikler çok kısa sürede uygulanabilir. Özgün yapısına zarar vermeden etkin biçimde kullanılabilir, notlar alınabilir, alıntı yapılabilir ve istenilen kısımlar vurgulanabilir. Yapılan tüm değişiklikler kaldırılabilir veya üzerinde yeniden değişiklik yapılabilir. 

– Dijital yayınlar okumayı özendirir. İnsanlar ekranların karşısında basılı yayınların karşısında durduklarından daha fazla zaman geçirirler. 

– Dijital yayınlar, özel gereksinimi olan bireyler için de erişebilirdir. Dezavantajlı grupların dijital yayınlara erişimi ve kullanması kolaydır. Evrensel tasarım ilkelerine uygun olarak üretilen bir içerik sesli komut sistemiyle de kullanılabilir. 

*** 

Kaynaklar: 

– “Dijital Yayıncılık ve Dijital Yayıncılık Araçları”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Öğr. Gör. Salih Gümüş, Öğr. Gör. Erdem Erdoğdu, Öğr. Gör. Dr. Aras Bozkurt, 2017 

– “Web Yayıncılığı”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Editörler: Yrd. Doç. Dr. İlker Usta, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Selçuk Kıray, 2016

Hakan’a mektup

0

Sevgili Hakan, merhaba… 

Haberi televizyondan işittiğimizde henüz kahvaltı sofrasındaydık. Habere kulak kabarttık. Cumhuriyet’in aralarında senin de bulunduğun yönetici ve yazarları hakkında gözaltı kararı verildiğini yineliyordu sunucu… 

“Olağanüstü dönemin olağanüstü koşullarında, olağanüstü zorlama bir iddia” sözcükleri ağzımdan dökülürken Saadet de “İnanılır gibi değil” diye şaşkınlığını dile getiriyordu. 

Olan biteni anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıken anılar canlandı gözümüzde. Haberlerimize “İZMİR, (Cumhuriyet Ege Bürosu)” mahrecini açtığımız günler gözümün önünden aktı, geçti… 

1984 yılının ekim ayından başlayarak neredeyse sekiz yıl boyunca Cumhuriyet’te beraber çalıştık. Bu zaman zarfında tartıştığımızı, birbirimize sesimizi yükselttiğimizi hiç hatırlamıyorum. Çok çok, başlarda ortaklaşa kullandığımız daktiloyla haber yazmak için sıra beklerken biraz gerilmişizdir. 

Bilgi temelinde sıkı alışveriş yaptığım, en çok yararlandığım meslektaşlarımdan biriydin. Çok iyi Almanca bilmene, konuşmana, yayınları izlemene imrenirdim. İnsan, doğa, çevre sevgisiyle donanmış, açık yürekli, zarif bir insan olduğunu herkes bilir. 

Sulak alanlar, özel doğa parçaları, çevre koruma bölgeleri denilince, bir dönem çevre hareketinin simgesi olmuş Caretta Caretta’lardan söz edilince adının akla gelmesi çok doğal. Yıllar önce kaplumbağaları posta pulu yapılmasında senin payın vardır. Okay Gönensin’in seni “kaplumbağa uzmanı” diye nitelemesi boşuna değildi. 

Doğa sever Yeşil hareketin Türkiye’de adını duyurması ve gelişimindeki payını kimse yadsıyamaz. Çevre kirliliğine yol açacak girişimlere karşı yükselen tepkilerde, doğaya zarar verecek projelere karşı gelişen çevre hareketlerine ilişkin haberlerde senin imzan vardı. 

1990’lı yılların başında kişisel bilgisayarlarla tanıştık. İzmir büroda bu konuda da hepimize öncülük ettin. Dizüstü bilgisayarın ve iğne vuruşlu yazıcın vardı. Haberlerimi Macintosh bilgisayarımla yazdıktan sonra, diskete kaydedip getirir senin bilgisayarının yazıcısından çıkış alırdım. Yardımlarını unutmam mümkün değil. 

Müzisyen yanını da anmamak olmaz. Çok güzel gitar çalardın, sesin de güzeldi. Hâlâ öyledir. Nilgünler’de buluşmamız, bir kaç aylık Erkut Adasu bebeği sevmemiz, Selçuk’la gitar – akordeon – vokal triosu yapmamız unutulmaz. 

Cumhuriyet’le vedalaşmamdan yıllar sonra, 2009 yılında İstanbul’a geldiğimde gazetede ziyaret etmiştim. O gün 3G bağlantısı ile görüntülü yayın test ediliyordu. Sen ve rahmetli Mehmet Timuçin Sucu ile o anlara tanıklık etmiş, heyecanlanmıştık. 

Akşam sevgili Sinem’le tanıştırmıştın. Birlikte yemek yemiş, söyleşmiştik. Gece beni otele bırakmamış, evinde ağırlamıştın. Neredeyse sabahın ilk ışıklarına kadar oturup uzun yıllar yaşadıklarımız, müzik ve teknoloji üzerine konuşmuştuk. 

Javascript ve veri tabanı uygulamalarından söz etmiştin. O geceden aklımda kalan en önemli söylemin, verinin, bilginin, belleğin ne kadar önemli ve değerli olduğuydu. Ben de hep biriktirdim. 

Yarım yüzyılı aşan yaşamımız boyunca ne çok şey biriktirdik. Ne çok şey sığdı, ne çok şey eklendi. Yanı sıra ne çok yersiz, anlamsız ve gereksiz şey girdi yaşamımıza. Dört ayı aşkın süredir devam eden, bizi derinden üzen tutsaklığın da bu kapsamda… 

Sana ilişkin tanımlamaların hiç biri, seni adları sayılıp dökülen yasadışı örgütlerin yanında konumlayamaz. Öyle yaftalanmana ve yargılanmana yol açamaz. 

Bu karanlık, kasvetli günler geçecek. Sevgili Sinem’le, Ada güzelliğiyle, tüm sevdiklerin ve sevenlerinle bir araya geleceksiniz. Aydınlık, güzel günler görecek, özgürlüğün tadını çıkaracağız hep birlikte… 

Özgürlüğe en kısa sürede kavuşmanız dileğiyle, sevgiyle, özlemle kucaklarım kardeşim… Mektubuma son verirken, Özdemir Asaf’ın “Sevinç” şiirinin dizeleriyle selamlıyorum seni: 

“Bana bir mektup geldi / içinden ben çıktım”… 

Bu mektup Cumhuriyet Gazetesi‘nde de yayımlanmıştır…

Ah, keşke…

0

Olmaz ya, zamanı geri alsak… 

Cumhuriyet Gazetesi’nin İzmir bürosunun kapısından içeri girdiğim güne, 1 Ekim 1984 Pazartesi gününe ve sonrasına dönsek… 

Haberlerimize İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) mahrecini açtığımız günlere… 

Hikmet Ağabey koltukta uzun oturuşuyla bir yandan can katmaya çalıştığı kolunu ovuştururken gözlüklerinin üzerinden kızgınmış, her an azarlayacakmış gibi baksa… Günlük yazılarının yanı sıra yıllara, çağına tanıklık etmiş yazarlarla yapılan röportajlarını kitaplaştırsa… 

Barış Ağabey, bir yandan haberlerimizi düzeltirken bir yandan da gazetenin ana sayfasında yer bulacak ekonomi haberlerinin görüşmelerini yapsa… 

Celal Ağabey ülke coğrafyasında ayak basılmamış yer bırakmasa. Birbirinden lezzetli, insana (ve birilerinin nasırına) dokunan, cesur röportajlarıyla ezilen halkların, kesimlerin sesi olsa… 

Türey darbe sonrası normalleşmeye ve demokratikleşmeye çalışan ülkede siyasetin ve yerel yönetimlerin nabzını tutmayı sürdürse. Renkli televizyon fiyatının bilgisayardan pahalı olduğunu ondan öğrensek… 

Asuman üniversite kampüsünden bilim haberlerini taşısa, YÖK baskısı altında ezilen bilim insanlarının sesi olsa. Saçının bukleleriyle oynarken çinko yetersizliğinin cinsel ve bedensel geriliğe yol açtığını anlatsa… 

Hakan Caretta Caretta’ların yaşatılması için verilen mücadeleyi kaleme alsa, doğa, çevre ve ekonomi haberlerini yazarken daktilo sırası gözetsek… Akşam Nilgünler’de buluşsak, Erkut’u sevsek, Selçuk’la gitar – akordeon – vokal triosu yapsak… 

Ümit Ağabey haberinde görsel malzeme eksikliği ya da gereksinimi olan herkesin yardımına koşsa… Yitip gitmekte olan alanları, mekanları, zanaatları, her şeyden önemlisi kenti ve insanı fotoğraflarıyla anlatsa… 

Erdoğan Ağabey kültür – sanattan spora, siyasete uzanan yelpazede haberler yapsa. Hafta sonları futbol karşılaşmalarını yorumlasa… Altay’la golsüz berabere kalan Galatasaray’ın birinciliği kaçırdığını anımsatsa… 

Nüvit Ağabey sporun her branşında haber ve röportajlar yapsa. Spor karşılaşmalarına gitmeden Babı-Ali’de bir tek atsa. At yarışlarındaki sıkıntıyı haberinde “4. Feride neden kaldı geride?” diye sorarak dile getirse… 

Handan kültür – sanat dünyasından insanlarla röportajlarını, haberlerini paylaşsa. Mesela “Tiyatronun büyüsünden” söz etse… Haftanın sanat çizelgesini oluştursa… 

Bana gelince… 

Gece ya da gündüz çalışsam… 

Karanlık odada kaldığım süre kadar hiposülfit kokusu sinse üstüme… 

Yazı ve haberleri geçerken teleksçi Refik Amca’nın yokluğunu aratmamaya çalışsam… 

Yorgunluktan uyuya kalan Sabriye Teyze’nin yerine çayları dağıtsam, boşları toplasam… 

Sendikasız, sigortasız olsam da İzmir’den Aydın’a, Salihli’den Söke’ye; nerede işçi sorunları varsa gitsem, söyleşsem, fotoğraflasam, haberleştirsem. 

Orman yangınını fotoğraflamaya çalışırken ölümle burun buruna gelsem… 

Hafta sonu statlarda, salonlarda spor karşılaşmalarından bir diğerine koşsam… 

Dert etmem, yakınmam inanın… 

Her birimizin bir yana savrulmuşluğuna, hele Hakan’ın yersiz, anlamsız ve gereksiz tutsaklığına üzüldüğüm kadar üzülmem… 


Onunla vedalaşın

0

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde öğrenciydim. 1980 yılı olmalıydı. “Sıkıyönetim izin verir mi, vermez mi?” kaygısını bir yana bırakıp okul gazetesini hazırlamak için koşturuyorduk. Yayımlanacağını umduğumuz gazetenin kültür – sanat sayfasına içerik hazırlamayı üstlenen ekipteydim. 

İlkin ünlü eserlere imza atan besteci Cemal Reşit Rey ile söyleşmiştik. Onunla Harbiye’de İstanbul Radyosu’nda buluşmuş, duvar piyanosu bulunan çalışma odasında görüşmüş, fotoğraflamıştık. 

Bir sonraki söyleşimiz, sansürlenen eserlerinin radyoda çalınmasına izin verilmeyen ünlü sanatçı, müzisyen Ünol Büyükgönenç’leydi… Daha sonra yönetmen – oyuncu Tuncel Kurtiz’le iletişim kurduk, o yıl vizyona giren “Gül Hasan” filmiyle ilgili söyleşmek için sözleştik. 

Buluşma yerimize; Beyoğlu’ndaki Ses ve Perde Sanatçıları Kahvesi’ne geldiğinde yanında benim için sürpriz bir isim vardı. Kurtiz, görüşmeye yakın arkadaşı Tarık Akan’la (Tarık Üregül) gelmişti. Aynı gün beyaz perdeden tanıdığımız bir başka isimle, Tarık Akan’la karşılaşmamız hem şaşırtıcı ve hem de sevindiriciydi. 

Tarık Akan’ı o gün, orada tanıdım. Bildiğiniz gibi, boylu poslu, temiz yüzlü, yakışıklı, sevimli, içten, yürekli, zarif, yurtsever ve akıllı bir insan… Tuncel Kurtiz’le söyleşimize başlamadan önce onunla hal hatır sorup kısaca söyleştik. 

Beni iki şey çok şaşırtmıştı. Filmlerinde Pekcan Koşar’ın, sonraları Kamran Usluer’in, Cüneyt Türel’in seslendirdiği Tarık Akan’ın kendi sesini yadırgamıştım. Bir de çok sigara içmesini… 

O sıralar ben de içiyordum o illeti. Benim için neredeyse vazgeçilmezdi. Beni kimse ondan kolay kolay ayıramaz diye düşünürdüm… 

Söyleşiye başlamadan önce cebimden Birinci sigaramı ve babaannemden yadigar benzinli muhtar çakmağımı çıkarıp masanın üzerine, defterimin, kalemimin yanına koymuştum. O da elini cebine atmış, mavi bandrollü yabancı sigara pakedini çıkarıp uzatmıştı. Şaşırmıştım. 

Yabancı marka sigarayı almaya çekinmiştim, “Alışkın değilim. Ben buradan yakayım” deyip kendi paketime davranmıştım. “Boşver onu şimdi, buradan yak” deyip ısrar etmişti. Önce ben, sonra Tuncel Bey, birer tane alıp yakmıştık. 

Henüz ilk sigaranın yarısına gelmiştim ki, onun ikinci sigarasını yaktığını fark etmiştim. Tuncel Kurtiz’le “Gül Hasan” filmi üzerine söyleşimiz boyunca o da bizimleydi. Yaklaşık bir saat süren söyleşi boyunca onların yarışırcasına sigara içtiklerine tanık olmuştum. 

*** 

Sinema ve tiyatro emekçisi, son dönem televizyon dizilerinin aranan oyuncusu Tuncel Kurtiz’i 27 Eylül 2013 günü kalp krizi sonucu yitirdik. Duayen oyuncunun ölümü herkesi üzmüştü. 

Geçen ay Tarık Akan’ın akciğer kanserine yakalandığına, üç aydır hastalıkla mücadele ettiğine ilişkin haberleri okuduğumda çok üzülmüştüm. Ne çok sigara içtiğini anımsamış, onun sağlığına kavuşmasını içtenlikle dilemiştim. 

Bugün (16 Eylül 2016, Cuma) bu yürekli insanın yaşama veda ettiğini öğrendiğimde üzüntüm katlandı. 

Aklıma otuz küsur yıl önceki bu görüşme geldi. Paylaşmak istedim. 

*** 

Sigara kullanımı tek başına bile kalp krizi riski oluşturuyor. Akciğer kanserinin en sık görülen nedeni sigara kullanımı. Türkiye’deki kanser kaynaklı ölümlerin dörtte birinin ana etkeni sigara. 

Ben bu illetten 27 yıl önce kurtuldum. Nasıl başladığımı ve nasıl bitirdiğimi “Sonunda onu terk ettim” başlıklı yazımda da paylaşmıştım. 

Bu satırları okuyanlar arasında sigara içenler varsa, lütfen vaz geçin, bırakın, bu illetten kurtulun. 

Sevdiklerinizle ve sevenlerinizle birlikte, sağlıkla, varlıkla yaşlanın… 

Sevdikleriniz ve sevenleriniz üzülmesin…

Kültürpark üzerine

0

Kültürpark’a ilişkin tartışmalar çeyrek yüzyılı aşkın zamandır sürüyor. “Uluslararası Izmir Kültürpark Düzenleme ve Mimari Proje Yarışması” duyurulduğu 1990 yılı başından beri tartışma konusu. Yarışmaya ilişkin tepkilerle başlayan, Kültürpark’ın özündeki tartışmalar sürüp gidiyor. 

Cumhuriyet Gazetesi muhabiriyken not tuttuğum ajandalara şöyle bir göz attım. İçinde “Kültürpark” geçen haber notlarımdan gözüme ilişenleri derledim. İzlediğim etkinliklerde kim, ne demiş, onları paylaşmak istedim. 

Sosyaldemokrat Halkçı Partili (SHP) Yüksel Çakmur‘un İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminin Fuar ve Turizm Müdürü Mehmet Refik Soyer ile 26 Ağustos – 20 Eylül 1989 tarihleri arasında 58. kez düzenlenen İzmir Enternasyonal Fuarı öncesinde basın toplantısında bir araya gelmişiz. İlk kez o toplantıda Soyer’den işitmiştim Kültürpark alanın fuardan arındırılması düşüncesini. Şunları söylemiş Mehmet Refik Soyer: 

“Kentte 420 bin metrekarelik tek yeşil alan Kültürpark alanı. Yeşil alan üzerine yerleşim nedeniyle Kültürpark alanı içinde yeşil alan oranı üçte bire düşmüştür. Kültürpark’ı Kültürpark olarak bırakmalıyız. Fuar alanları ayrı tutulmalıdır. Basmane’deki eski otobüs garajında kapalı fuar alanı yapılması düşünülmektedir. Otoparkları, sosyal tesisleriyle bir fuar kompleksi olacak. Kültürpark ile entegre olacak. Belki kapalı alanları o alanda sokup Kültürpark’taki eski binaları yıkıp yeşil alan miktarını arttıracağız.”

*** 

“Uluslararası Izmir Kültürpark Düzenleme ve Mimari Proje Yarışması” 31 Mayıs 1990 günü düzenlenen panelde ele alınmış. İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Halit Şarlak‘ın yönettiği panelde o dönemin Mimarlar Odası İzmir Şube Başkanı Ali Dönmez özetle şunları söylemiş: 

“Herkes demokrat, ama herkesin demokrasi anlayışı farklı. Bizim savımız halkın doğrudan yönetime katılması, alıncak kararlarda etkili olmasıdır. Büyükşehir Belediyesi İmar Yasası’na aykırı imar plan değişikliği yaparak Kültürpark’ı yapılaşmaya açmıştır. Dava açmak üzereyiz. Kültürpark bir kent parseli olarak yapılaşmaya açılmaktadır. Şartname tüm kent yaşamını olumsuz etkileyebilecek kullanımlara açıktır. Odamız daha önce de aynı görüşteydi. Fuarın başka bir alana taşınması görüşü 1975’ten buyana sürüyor.”

Kültür Bakanlığı İzmir 1 No’lu Koruma Kurulu Üyeliği ve Başkanlığı görevlerinde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemal Arkon, Kültürpark’ın ikinci derece doğal sit alanı olduğunu anımsatmış. Doç. Dr. Arkon, panelde şu görüşleri dile getirmiş: 

“Yapılacak değişiklikler için kurulumuzdan izin alınması gerekir. Büyükşehir Belediyesi zor yolu seçti. Proje şartnamesini hazırladıktan sonra kurulumuza başvurulmuştur. Yapılaşmanın üçgen alana kaydırılmasını, tescilli alan dışına çıkarılmasını önerdi. Kurtarma operasyonunda iki noktada itiraz oldu. İlki usul açısından. Bizi oldu bittiyle karşı karşıya getirmiştir. Kurulumuz bundan sıkıntı duyuyor. Herkes fuarı kendisine göre kurtarmaya çalışıyor. Kurul adına endişelerimizi bildirdik. Kurtarma işinde teknik hata yapılmıştır.”

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı ve Süs Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aysel Bayraktar, “Ortada bir sorun var. Planlamadan çok onun uygulanması güç” diye başlamış konuşmasına. “Her türlü planlamada sorunlar çıkabilir. Belediyenin yarışma açmasını olumlu kabul ediyoruz” demiş ve şöyle sürdürmüş paneldeki konuşmasını: 

“İyi niyetli bir çaba. Fuarın kentin dışına kaydırılması, çıkarılması öngörülüyordu. 1978’lerde nazım imar planları değiştirilerek fuarın kent içinde kalması öngörülmüş. Bizde her zaman yasalar ve yasal kurumların kararları uygulanmıyor. Kültürpark geçmişten bugüne yapılaşmanın yeşili kemirmesiyle gelmiştir. Bugünkü arabesk durumun düzeltilmesi gerekir.”

Fuarın şehrin dışında bir alana çıkması gerektiğini düşündüklerini anlatan Prof. Dr. Aysel Bayraktar, “Bilimsel gerçekler, çağın gerçekleri bunu gerektiriyor. Üçgen alanı Kültürpark’a yeşil alan olarak katılması kent yaşamı açısından önemli bir konu olur. Belediyenin yola çıkarken aynı fuarı kentin dışına çıkarması gerekir görüşündeyim” demiş. Prof. Dr. Bayraktar, şu görüşleri dile getirmiş: 

“Basmane alanı yoğunluğun yaşandığı bir yer. Fuarın getireceği yük büyük olur. Eğlence mafyası, gazino mafyasının planlı bir biçimde kent dışına çıkarılacak fuar alanına taşınması, kültürel etkinliklerin yapılacağı bir alan olan Kültürpark’ın kent parkına dönüştürülmesi uygun olur. Yanlış arazi ve kaynak kullanımı planlamayı baltalar. Sosyal rantın göz önünde bulunması çağdaş yaşamın gereğidir.” 

*** 

Kültürpark ve fuar projesi üzerine tartışmalar 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur, 01 Temmuz 1990 günü Büyükşehir Belediye Meclis toplantısında, “İşte fuar, yemyeşil bir fuar. İstismar etmeye kalkıştılar. Hemen sonra bunu yapmaya başlayacağız. Fuar, eğlence, dinlence alanıyla uluslararası şöhretine layık hale gelecek”demiş. Çakmur, 17 Ağustos 1990 günü Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yaptığı konuşmada, “Halk fuara sahip çıkarsa, o fuarın niteliği köklü olarak sürecektir” görüşünü dile getirmiş. 

*** 
Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nce 03 Kasım 1990 günü “Kentsel Yeşil Alanların Kullanımı ve Kültürpark” konulu panel düzenlenmiş. Mimarlar Odası Başkanı Ali Dönmez, “İmar parselleri yeşil alana dönüştürülmezken yeşil alanlar imar parselleri durumuna getiriliyor” demiş. Dönmez, “Yeşil alanlar rant alanların haline getirilmemelidir. Kültürpark İzmir için büyük önem taşıyor” diye eklemiş. 

DEÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Türeyen“Hızlı endüstrileşmenin getirdiği hızlı kentleşme yeşil alanları kemirmiş, sosyal, ekonomik yapıda değişmelere yol açmıştır. Büyük kentlerimiz birbirine benzer beton yığınlarından oluşmuş kuru kentler haline gelmiştir. İzmir de bu dramatik sonuçtan muaf değil” diyerek çarpıcı bir gerçeğe dikkat çekmiş. 

Konuşmasına “Çağ atladığımız iddia edilen bir dönemde yeşili koruyalım mı, korumayalım mı tartışmaları yapıyoruz”diye başlayan DEÜ Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Orcan Gündüz“Yeşil, yaşamın yeryüzündeki rengi, yani yaşamın kendisini simgelemektedir. Yeşil alanlar yaşamın temel direğidir, yaşam zincirinin başlangıcıdır. Yeşil, insanların dostudur. Günümüz kentlerinin yapay mekanlarında yeşil alanlar çok güç koşullarda yaşamaktadır. Birtakım olumsuz koşullarda yeşil alanların yaşamını sürdürmesi için insanların desteğine ihtiyaç vardır” demiş. Kişi başına Avrupa’da 30 – 40 metrekare yeşil alan düşerken, Türkiye’de imar mevzuatına göre kişi başına 7 metrekare yeşil alan öngörüldüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Gündüz, sözlerini şöyle sürdürmüş: 

“Ülkemizdeki uygulamada yeşil alanlar planlama sonucu artmış alanlardır. Yeşilin barınması açısından uygunsuz kentimizde konu büyük önem taşımaktadır. İzmir bozkırdaki kimi kentlerden yeşil alan bakımından daha fakirdir. Kültürpark İzmir’deki ilk gelişmiş park özelliğindedir. Doğal güzelliklerinin yanı sıra sosyal değerlerle de yüklüdür.Bozulmuş yapısına karşın Kültürpark yine kurtarılabilecek bir alandır. İzmir’deki son alandır, son ümittir.”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevli Şehir Plancısı Ali Rıza Gülerman, belediyelerin yeşil alanların kurucusu, koruyucusu ve onarımını, bakımını yüklenen kuruluşlar olduğunu vurgulayarak başlamış konuşmasına. “Master planların, nazım planların İzmir doğruları üzerine oturtulması gerekir. 88 bin hektarlık metropol alan içerisinde 44 bin hektarı dört ilçe belediyesi sınırları içindedir. Nazım planları içinde uygulama planları 21 bin 400 hektarlık alanı kapsamaktadır” diyen Gülerman, kentsel gelişme alanlarına ilişkin şu bilgileri vermiş: 

“Revizyon imar planlarının verdiği doymuş nüfus 4 milyon 100 bin. Kentleşmiş meskun mahallerde kişi başına aktif bir metrekare yeşil alan düşmektedir. 2010 yılına projekte edilen nazım imar planına göre, kişi başına yeşil alan miktarı 4 metrekare olacaktır. Nüfus yığılması yanında kentleşmeye açılacak alanlarda standartları yüksek yeşil alan ayrılmalıydı. Elimizdeki revizyon planları bize bir anda 50 – 70 metrekare yeşil alan veriyor. 26 Mart 1989’dan 1 Ocak 1990’a dek 713 bin 860 metrekare aktif yeşil alan kullanıma sunulmuştur.”

Bir başka Büyükşehir Belediyesi bürokratı, Fuar ve Turizm Müdürü Doğan Baran, Kültürpark’ın kent merkezinde toplam 421 bin metrekare üzerinde olduğunu belirtmiş. Bunun 110 bin metrekaresinin yeşil alan olarak kullanıldığını, 11 bin 700 metrekaresinin hayvanat bahçesi, 20 bin metrekaresinin açık sergileme alanlarından oluştuğunu söyleyen Baran, bilgi vermeyi şu sözlerle sürdürmüş: 

“Kültürpark alanında 310 bin 837 metrekare alan çeşitli fonksiyonları yerine getirmektedir. Kültürpark, imar planında tek parsel halinde görülmektedir. Burada yapılaşma için ruhsat alınmasına gerek yoktur. Son yıllarda bir takım önlemler alınması yoluna gidilmiştir. Kültürpark, içinden uluslararası fuarın çıkarılmasıyla rekreasyon, kültür ve spor etkinliklerin yerine getirileceği bir alan haline gelecektir. Proje yarışmasının uygulamaya geçilmesi durumunda yeşil alan miktarının azalmayıp arttığı görülecektir.”

Serbest Mimar Ziyaettin Bilgin, paneldeki konuşmasında, “Kentlerde yeşil alan olmalı, kurulmalı, korunmalı düşüncesi endüstrileşmenin kentleri taşlaştırması sonucu ortaya çıktı” demiş. Bilgin, “İzmir’deki yeşil alanlar giderek tükeniyor. Eskiden kısa sürelerde piknik yapabileceğimiz, oturabileceğimiz yeşil alanlara ulaşırdık. Şimdi mümkün değil” diye eklemiş. 

*** 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur, 12 Kasım 1990 günü düzenlenen toplantıda Kültürpark’a ilişkin şu bilgileri vermiş: 

“Fuar içindeki nikah salonumuzun hali bir köy düğün salonu gibi. Şimdi restoranı, kokteyl salonu, kafesiyle yeni ve kente yaraşır bir nikah salonunu en kısa zamanda kazandıracağız. Aralık ayı başında projeler gelecek ve hemen yapımına başlayacağız. Kültürpark’taki İsmet İnönü Sanat Merkezi, İzmir’in kültürel yaşamına katkıda bulunacaktır. Kültür de çok önemli. Kültür ve sanat etkinlikleri gerçekleştireceğiz. Kültürpark’taki Açıkhava Tiyatrosu 3 bin 500 kiişilik kapalı bir salon haline getirilecek. Hidrolik açılır – kapanır örtme sistemi düşünülüyor. İzmir Kültür ve Sanat Festivali’ne yetiştirilmesine çalışılacak. Kültürpark’a ilk kez ağaç dikiyoruz. Ulu ağaçlar dikilecek. Kültürpark’taki ağaçların yarısı hastalıklı, ölüyor. İlk kez ağaç dikimi , bakımı yapıldı. Ağaçlar yıkandı. Üniversiteden değerli bir bilim adamının danışmanlığında çalışmalar yütürülecek. Kültürpark’taki tüm işler, işletmeler kiralama yöntemiyle İZFAŞ’a verilecek.”

Çeyrek yüzyıl önce tartışmalar bu merkezdeydi. Notlarımdan gözüme ilişenleri, yorum katmadan aktarayım, anımsatayım istedim…

Organ bağışı

0

3 Kasım 2014

“Bağışlanan Her Organ Yaşama Tutunan Bir Insan”

Ülkemizde organ ve doku nakli bekleyen hastaların sayısı her geçen gün artıyor. Ülkemizde organ bağışı ve nakli sayıları yetersiz. Organ yetmezliği nedeniyle tedavi gören birçok hasta, organ beklerken yaşamını yitiriyor. 

Organ ve doku nakli hizmetlerinin geliştirilmesi yolunda organ ve doku bağışının sağlanması önemli. Bu bağışın artırılması için kamuoyunda farkındalık yaratılması organ bağışı bilincinin geliştirilmesi ve halkın organ ve doku bağışı konusunda özendirilmesi gerekiyor. 

Organ bağışı ve naklinin yaygınlaştırılması ve bu bilincin yeterince gelişmesini sağlamak amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından her yıl 3 – 9 Kasım tarihleri arasında “Organ Bağışı Haftası” düzenleniyor. Hafta boyunca organ bağışı ve nakli sayılarının artırılmasını hedefleyen çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor. 

Ülkemizde organ bağışları Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde yapılıyor. Ülke genelinde bakanlığın ruhsatlandırdığı tam donanımlı 111 nakil merkezi, yeterli ve deneyimli nakil ekipleri görev yapıyor. Nakil sayısı bakımından Avrupa’da üst sıralarda yer alan ülkemizde, nakillerin büyük çoğunluğu canlıdan gerçekleştiriliyor. 

*** 

İzmir’in haber – bilgi sitesi” söylemiyle yayın yaşamını sürdüren Kent-Yaşam, sosyal sorumluluğunun bilincinde, bu konuda da üzerine düşeni yapmaya devam ediyor. Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nün organ bağışı kampanyasına verdiği destek nedeniyle Kent-Yaşam’a verdiği plaket, haber merkezimizin baş köşesinde duruyor. 

*** 

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Organ, Doku Nakli ve Diyaliz Hizmetleri Daire Başkanlığı’nın kurumsal web sitesinde organ bağışı hakkında merak edilenlere ilişkin açıklamalar yer alıyor. Kurumun “Lütfen organ bağışına destek verelim, duyarlılık gösterelim” çağrısına katılarak bunları bir kez daha paylaşmakta yarar görüyoruz? 

Organ nakli nedir? 

Vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üslenecek bir organın nakledilmesi işlemidir. 

Organ bağışı nedir? 

Bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir. 

Nakil yapılabilecek doku ve organlar hangileridir? 

Ülkemizde nakil yapılan organlar 
– Böbrek 
– Deri 
– Karaciğer 
– Kalp 
– Akciğer 
– Pankreas 
– İnce bağırsak 

Nakil yapılan dokular ise; 
– Kemik 
– Kemik iliği 
– Kornea 
– Kalp kapağı 

Her ölümden sonra organlar alınabilir mi? 

Organ bağışı yapılsa bile her ölümden sonra organ nakli mümkün değildir. Örneğin evde yada yolda vefat eden bir kimse bağış kartı ve ailesinin rızası olsa bile organları alınamaz. Yalnızca hastane yoğun bakım ortamında tıbben ölümü gerçekleşen insanlardan organ nakli yapılabilir. Yani sıkça duyduğumuz deprem ve felaketlerden sonra cesetlerin organlarının alınması gibi bir durum söz konusu değildir. 

Bir organ herkese nakledilebilir mi? 

Bir organın hiçbir özellik aranmadan herhangi birine nakledilmesi söz konusu değildir. Organ naklinde alıcı verici olacak kişilerin doku uyumları önem arz etmektedir. Alıcı ve vericinin doku uyumları testlerle belirlenir en yüksek doku uyumunda cerrahi işlem gerçekleştirilir. Ayrıca doku uyumunun yanı sıra nakille verilen bağışıklık önleyici ilaçlarla (İmmunsuppresive) ameliyat başarısı yükselir. 

Kişi ölmeden organ nakli kararı alınabilir mi? 

Tıpta en temel ilke her bireyin kendi yaşam hakkı olduğu ve trilyonda bir yaşama dönüş şansı bile olsa bu şansın sonuna kadar kullanılması gerektiğidir. Hiç kimse için nasıl olsa ölecek tabiri kullanılamaz. Hastane yoğun bakım ortamında doktorlardan oluşan bir ekip tarafından tıbbi ölüm kararı verilmeden organ nakli düşüncesi asla gündeme gelemez. 

Dinen bir sakınca var mıdır? 

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, organ bağışını insanın insana yapabileceği en büyük yardım olarak tanımlanmıştır. 6.3.1980 tarih 396 sayılı kararı ile organ naklinin caiz olduğunu 

bildirmiştir. Diğer islam ülkelerinde de ve bütün büyük dinlerde de benzer kararlar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de de (Maide Suresi, Ayet 32) “Kim bir kimseye hayat verirse, onun sanki bütün insanlara hayat vermişçesine sevap kazanacağı” beyan olunmuştur. 

Nereye-nasıl organ bağışı yapabilirim? 

– İl Sağlık Müdürlüğü 
– Hastaneler 
– Organ nakli yapan merkezlere 
– Aile Hekimlikleri 

Organ bağışı yapmak isteyen kişiler yukarda belirtilen yerlere başvuru yaparak iki tanık huzurunda bir belge imzalayarak organ bağışı kartına sahip olurlar. Organ bağışı kartını alan kişinin, bağış kartını her zaman üzerinde taşıması gerekmektedir. 

Organ bağışı için yaş sınırı ve özellik aranıyor mu? 

18 Yaş ve üzeri akli dengesi yerinde olan herkes organ bağışı yapabilir ve organ bağışı kartı sahibi olabilir. 

Bütün organlarımı bağışlamak istemiyorum, mümkün mü? 

Organ bağışı kartının bir bölümünde bağışlamak istediğiniz organlarla ilgili seçenekler mevcuttur, bu bölümde işaretlediğiniz organlarınız dışında her hangi bir organınızın alınması söz konusu değildir. 

Her organ bağışı yapanın organları mutlaka alınır mı? 

Kişi organ bağışı yapmış olabilir fakat evde yolda ya da kaza yerinde ölümü gerçekleşmiş ise organları alınamaz. Daha öncede belirttiğimiz gibi ancak hastane ortamında tıbben ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları aile bireylerinin de onayı ile alınabilir. 

Organ bağışı fikrimden vazgeçtim! Mümkün mü? 

Organ bağışı kartı sahibi olsanız dahi, istediğiniz anda ailenize bildirerek ve bağış kartınızı yırtarak, fikrinizden vazgeçebilirsiniz. Bakanlığımızca 2013 yılı Nisan ayında oluşturulan Türkiye Organ Bağışı Bilgi Sistemine (TODBS) kaydınız var ise kaydınızın silinmesi için organ bağışı yaptığınız kuruma ya da organ bağışı alan her hangi bir kuruluşa talebinizi iletebilirsiniz. 

Organ bağışı yaptığımı, aile bireylerimden gizlemek istiyorum! üzerimden çıkacak bağış kartı yeterli midir? 

Hiçbir zaman bağış kartı tek başına yeterli değildir. Ailenizin ya da yakınlarınızın rızası olmadan organlarınız alınamaz. Bu sebeple bağış yaptığınız andan itibaren bu kararınızı ailenizle paylaşmanız gerekmektedir, organ bağışı bir nevi mirastır. 

Organlarımın birine satılma ihtimali ya da belirli kişilere özellikle verilme durumu var mıdır? 

Kişilerin bir bedel karşılığı organlarını vermeleri 2238 sayılı yasaya göre yasaktır. Bağışlanan organlar, bu konuyla ilgilenen Ulusal Koordinasyon Sistemi tarafından tıbben acilliği ve doku uyumuna göre en uygun alıcıya nakil edilir. Bu belirlemede zengin, fakir, ırk, cinsiyet vb. ayrımlar kesinlikle yapılmaz. 

Organları alınan kişinin cenazesi vücut bütünlüğü bozulmadan teslim edilmesi mümkün müdür? 

Organları alınan kişinin cenazesi, kamuoyuna yansıdığı gibi bir torba içinde teslim edilmez aksine son derece özenli bir şekilde vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. Bu konuda nakil merkezleri özellikle hassasiyet göstermektedir. 

*** 

Son söz: “Bağışlanan her organ yaşama tutunan bir insandır.”